|
ALEVİ İNANCINDA HIZIR-ALİ SENKRETİZMİ
Y.Doç.Dr. Yağmur Say
‘Hızır’ kelimesinin İslami kaynaklarda isim olarak değil, bir lakap kabul edildiği, ancak pratikte adı yerine kullanıldığı anlaşılıyor. "Yeşil" anlamına gelen bu lakabından dolayı Hızır'a Şiilikte üstün bir mevki tanınmıştır. Zira bilindiği üzere yeşil renk hem genel olarak İslamın dinsel rengi, hem de Hz. Ali sülalesinin ve dolayısıyla Şiiliğin mukaddes rengidir. 12. İmam Mehdi de bu inanç içinde "Beyazlı Denizi"nin ortasındaki Yeşil Ada'da oturmaktadır.
XVII. yüzyıl Osmanlı devlet adamı ve müelliflerinden Köprülü zade Numan b.Mustafa eserinde Hızır'ın ölmezliğini kanıtlamaya çalışmıştır. Hızır'ın ölümsüzlüğünü savunan görüşlerin dayanakları şunlardır;
1- Zulkarneyn'in Hızır'la beraber Hayat Çeşmesi'ni aramasını anlatan efsanenin çeşitli versiyonları.
Devamını oku...
|
|
|
...KERBELA VE KERBELA'NIN ÖCÜ |
|
HALİFE ALİ (ö. 661) SONRASI SİYASİ OLAYLAR, BÜYÜK DİRENİŞ SİMGESİ KERBELA VE KERBELA’NIN ÖCÜ
İsmail Kaygusuz
Sabailik inanç ve öğretisine felsefi açınımlar getiren, genişletip geliştiren ve çoğu kurucularının adlarıyla anılan alevi hareketleri Şehristani’nin verdiği bilgileri temel alarak sırasıyla incelemeyi sürdüreceğiz. Bunlardan bazıları toplumsal ve siyasi hareketler biçiminde örgütlenmiş ve kitleleri peşine takarak egemenlere karşı ayaklanmış. Zalimlere başkaldırmış, direnmiş, çokça kırılmışlar; yeniden toparlanmışlar. Bazıları ise marjinal gruplar olarak toplumu ve yönetimleri sarsmış, inançları uğruna canlarını seve seve vermekten çekinmemişlerdir. Ancak bunları tek tek incelemeye geçmeden önce, elbette ki Ali sonrası tarihsel olayları, gelişmeleri ve özellikle Kerbela olayını gözden geçirmekte yarar var.
Önce J. Wellhausen’in Ali sonrası siyasi analizine kısaca göz attıktan sonra dönem hakkında görüş ve yorumlarımızı sürdürelim.
|
|
Devamını oku...
|
|
|
MUHARREM MATEMİ VE MATEM ORUCU |
|
Hazırlayan: Mustafa Düzgün
Kerbela olayı (680) meydana geleli beri, 1329 yıldır tüm Şia-i Ali kolları, özellikle Aleviler, bitmek nedir bilmeyen, acısı dinmeyen bir yası sürdürmektedirler. Bu aynı zamanda inanç ve ibadetin de belirleyici bir öğesi ve ilkesi haline gelmiş. Her yılın Muharrem ayında 12 günden az olmamak üzere, yer yer 15 güne varan bir süre, yas tutulur. Hazret-i Hüseyin başta olmak üzere, Kerbelâ şehitlerine, Oniki İmamlar’a olan bağlılık duyguları daha da canlanır, belirtilen sürenin her anı şehitleri anmakla, onlarla ilgili bilgileri yinelemekle, kitap ve mersiyeler okumakla geçer.
Hazret-i Hüseyin, Kerbela şehitleri ve Oniki İmamlar’ı anmayan Alevi ve Şii şair ve düşünür yok gibidir. Doğrudan Kerbela faciasını konu alan mersiyelerin kimileri Muharremiye diye de adlandırılır. Dünyada, hakkında çeşitli dillerde en çok mersiye (ağıt) yazılan kişi, hiç kuşkusuz ki Hz. Hüseyin’dir. Şiir ve deyiş edebiyatımızın köşe taşlarından birini oluşturan “Düvazde İmam”larda O ve bütün İmamlar veciz bir şekilde anıla gelmiş ve Cem Ayını’nın vazgeçilmez kesitlerinden biri durumuna gelmiştir. Cem, Kerbela’da Ehl-i Beyt mazlumlarına yaşatılan susuzluğu, açlık ve eziyetleri, inanç ve doğruluk konusunda gösterilen kararlılığı ifade eden çeşitli motiflerle donatılmış, bu nedenle akıtılacak olan gözyaşları işlenecek sevabın kaynağı olarak kabul edilmiştir.
|
|
Devamını oku...
|
|
|
ALEVİLİĞİ NASIL ALGILAMALI? |
|
1. Aleviler’e İlişkin Adlandırmalar ve Niteleyici Kavramlar:
İslam Peygamberi Muhammed’in (571-632) ölümünden sonra, kimin Halife olacağı konusunda Ali Ebu Talip (598-661)’in Halife olmasından yana tavır koyan kesime Şia-i Ali adı verilmiştir. Arapça kökenli olan bu sözcük Ali taraftarları, Ali’yi sevenler ya da Ali yandaşları ve onun izinden yürüyenler anlamına gelir. Bununla birlikte Ehlibeyt’e, aşırı derecede bağlı olmak anlamına gelen Rafızi sözcüğünün, bundan farklı ve olumsuz bir biçimde Aleviler’e yakıştırıldığı biliniyor. Rafızi teriminin, tümüyle hakaret anlamıyla kullanıldığı, kullanıla geldiği, Ehlibeyt’e duydukları aşırı sevgi nedeniyle şeriata ve gerçeklere ters düşen, yoldan sapan anlamında, bir itham ve suçlama terimi olarak ileri sürüldüğü gözardı edilmemeli. Bununla birlikte Kuran’daki âyetlerin zâhiri değil, bâtıni anlamlarını yeğlemeleri nedeniyle, özellikle 10-11. yüzyıllarda, Aleviler’in yaygın bir biçimde Bâtıni ve Bâtıniler biçiminde nitelendirildikleri de görülür.
|
|
Devamını oku...
|
|
|
İsmail Kaygusuz’un uzun süredir beklenen çalışması DEMOS YAYINLARI (Divanyolu Caddesi Çevik İş Hanı No: 54/211 Cağaloğlu-İstanbul, Tel. 0212 526 60 28) ’dan çıktı.

Avrupa'da
ALEVİ AKADEMİSİ
Breitenweg 41
28195 Bremen
ALMANYA
Tel.: +49 421 165 30 60
Fax: +49 421 165 32 33
İçindekiler
Önsöz
Ummü’l-Kitâb Metninin Bulunuşu, Yayınlar ve Bilinen Nüshaları
Ummü’l-Kitâb İlk Kez Türkçede;
|
|
Devamını oku...
|
|
|
KURBAN BAĞIŞLARINIZI BEKLİYORUZ |
|
KURBAN BAĞIŞLARINIZI BEKLİYORUZ!
Göksun’unKeklikoluk Köyün’den Makbule Kılıç’ın elle halıya dokuduğu tığlanmış Koç Kurbanı
(Kaynak: Alevi Akademisi Arşivi)
Kurban kavramının insanlığın gündemine girişi oldukça eskilere uzanır. Tarihin eski dönemlerinde, tanrılara ve tanrıçalara insan da kurban edilirdi. İbrahim Peygamber’le birlikte insan yerine koç ve diğer hayvanlar kurban edilmeye başlandı. Bu nedenle Kurban Bayramı, insanlık tarihinin katettiği yol bakımından son derece önemli bir evreyi ifade etmektedir.
|
|
Devamını oku...
|
|
|
ALEVİLİK'TE KURBAN TÖRENİ |
KURBANIN YERİ ve TANIMI
Ali Duran Gülçiçek Tanrı-İnsan-Doğa sevgisine ve birliğine dayanan Alevilik’te asıl kurban, nefsini tığlamaktır; „canım kurban, tenim tercüman“ diyerek Mansur dârında ikrar verip ikrarında durmaktır; İlim ve irfanla olgunlaşıp erenler yolunda el ele, el Hakk’a meydana gelmektir. Alevilik’te Tanrı’ya yaklaşmanın en güzel yolu, sevgiden, güzellikten, doğruluktan, iyilikten, yani kâmil (olgun, yetkin) insan olmaktan geçer.
İbranice “korbân” sözcüğünden, Aramice yoluyla Arapçaya geçen “kurban”, sözcük anlamıyla “yakın olma, yakınlaşma ” demektir. Genel anlamıyla, Tanrı’ya mânen yaklaşmak, yakınlık göstermek için sunulan ve vasıta kılınan şey; kurban, adak. Devamını oku... |
|
|
Ummü'l -Kitab'da Namaz ve İslam'ın Diğer Zahiri Tapınmaları |
İsmail Kaygusuz
Ummü’l Kitâb’da, ortodoks İslamın değişmez koşulları olan şeriat (zahiri) tapınmalarının bâtıni yorum ve tanımlamaları yine İmam Bakır tarafından, kendisine sorulan sorulara verdiği yanıtlarla yapılmaktadır. İlk soru namaz üzerine:
“Soru 30 [367]: Namaz neyi simgeler ve kimlerle, nasıl
kılınmalıdır?”
“...Bu Tanrısallık tahtı ve alındaki beyin ruhu, emir ve fermanlarla...[1] ve bütün bu emir ve uyarılar bu ruhun emrindedir. Bütün bu emir ve uyarılar beyindeki hayat ruhunun emrindedir. Namaz, oruç, Hac ve zekât, bu ruh aracılığıyla gerekli kılınmıştır...” Sonra Cabir b. Abdullah Ensari, ‘Ey benim Tanrım, bunun anlamını nasıl bilmemiz gerekir?’ diye sordu. Bakır önce şu yanıtı verdi:
|
|
Devamını oku...
|
|
Sen ağlama dayanamam nazlı yar
Hıçkırığın tufan olur sel olur
Yanağından süzülecek her damla
Beni benden alır başım del olur
|
|
Devamını oku...
|
|
|
İmam Bâkır'a Göre İmân ve İslâm |
İsmail Kaygusuz
İmam Bâkır’ın (676-733/4) çağdaşı ve dönemin Sünni din bilgini ve mutasavvıf olarak tanınan Muhammed bin Münkedir;
“Hararetim bastığı bir saatte Medine dolaylarında gezerken, Muhammed
Bakır’a rastladım. Pek yorulmuştu, yanındaki iki kişiye dayanarak
yürüyebiliyordu, adamakıllı da terlemişti. Ona, ‘Hâşimi ulularından
olan senin gibi bir kişinin, bu saatte dünya için bu derece
yorulmasını, hiç de doğru bulmuyorum’ dedim. İmâm bu söz üzerine
dayandığı kişileri itti, doğruldu da bana dedi ki:
|
|
Devamını oku...
|
|
İbn Bezzaz Vehhab Rahman
MAKALÂT-I ŞEYH SÂFİ
(Safvatu’s -Safâ 4. Bab)
Hazırlayan ve Sadeleştiren:
Dr. İSMAİL KAYGUSUZ
“Kendini gördüğün yer, Tanrı’yı göreceğin yerdir”
ALEVİ AKADEMİSİ YAYINLARI/6
Kitabın Yazarı: İbn Bezzaz Vehhab Rahman
Kapak Tasarım: Okan Akyürek
|
|
Devamını oku...
|
|
|
ALİ KONAR
GELECEĞİN SIRLARI GEÇMİŞTE Mİ SAKLI?
Daha önce Munzur Efsanesi, Gerçek ve İşkence, Dersimli Bektaşi, Acı Fırat Asi Fırat, Sürgün, Cennetin Ölümü, Nişancı, Dicle, Harput’taki Hayalet, adlı romanları yayınlanmış Metin Aktaş Yayınlanmış son romanı CEFR’le yaşamın derinliklerine yaptığı yolculuğu sürdürür.
|
|
Devamını oku...
|
|
|
Ummü'l - Kitab'da Muhammed'in Mi'râcı Ali'nin Zülfikâr'ı |
|
İsmail Kaygusuz İmam Bakır’ın adını koyduğu; onun sözleri ve öğretilerini içeren, ayrıca da saklanmasını, gizli okunmasını sık sık vurguladığı Ummü’l Kitab’da Tanrı dahil altı büyük şeriat sahibi peygamberin ve velâyet sahibi Ali’nin simgelerinden sözedilmekte onların bâtini yorumları yapılmaktadır. Ancak Bakır, daha çok Muhammad’in simgesi Mirâc ile Ali’nin simgesi olan çatal ağızlı Zülfikâr üzerinde genişçe durmakta. Diğer simgeler üzerinde açıklama ve yorumlar daha sonraki, örneğin Hafti Baba Baba Seyyidna gibi İsmaili kitaplarında ve risalelerinde çokca bulunmaktadır. Ancak öyle görülüyor ki, bunlar da Ummü’l-Kitab’dan kaynaklanıp geliştirilmiş ve ayrıntılanmıştır .
İmam Bakır, Ebu’l Hattab’ın, [265] “ey benim Tanrım, mümkünse yüce Tanrı’nın arşını, Âdem’in bayındır evini (beytü’l-mamur), Nuh’un gemisini, İbrahim’in kuşlarını, Musa’nın Tûr-ı Sînâ’sını, İsa’nın doğumunu, Muhammed’in göğe yükselişini (mi’râcını) ve Ali’nin Zülfikâr’ını ben güçsüz kuluna açıkla ve gönlümü aydınlat ki senin âzât ettiğin kulun olayım ve sana dua edeyim” isteğini burada açıklamayıp, bir başka bölüme bırakıyor. Sadece “[266]. bunlar, yedi zuhurdaki yedi dönemdir. Yüce Tanrı, onları Muhammed dışında hiç kimseye açıklamamıştır....Çok sayıda rabbani ve nurani bilgin, bu bilgiyi bilmez. Aman, sakın ha, bu sözü hiçbir kitapta okumamış ve hiçbir kitapta yazmamışız. Bu söz hiçbir peygambere açıklanmamıştır...” [267] demekle yetiniyor. Buna karşılık Ebû Halid Kabuli’nin “Ey benim Tanrım! Muhammed’i ve onun mi’râcını nasıl görmemiz gerekir?” sorusuna aşağıdaki geniş açıklamayı vermektedir: |
|
Devamını oku...
|
|
|
Mekânı, İlk Kendini Gösterişi, Organları, Nitelikleri Ve Sıfatları! İsmail Kaygusuz Tek tanrılı Ortodoks din ve inançların Tanrı anlayışına bu yazı başlığı aykırıdır, ters düşmektedir. İnanılan ve tanımlanan Tanrı kavramı konusunda söz söylemek, tartışma yapmak dinden çıkmak sayılır. Tanrı tekdir, kadir-i mutlaktır; doksan dokuz ismi vardır (esma-i hüsna) –ki Ummü’l Kitab binbir ismi olduğunu söylüyor-, ama ne mekânı ne de cismi vardır ve eşi benzeri de yoktur. O görülmez, ama kendisi herşeyi görür; duyulmaz, ama duyar; Tanrı akıl ve duyu organlarıyla asla algılanamaz. O ulu yaratıcıdır, esirgeyen, bağışlayandır; kendisini öven ve inanan kullarını cennetle ödüllendirir, âsi kullarını/günahkârları cehennemle cezalandırır. Kullarına iyiliği de kötülüğü de veren kendisidir, yani hayırı ve şerri de O verir, ama yargılayan da O’dur. Bütün bunları kendi görünmezlik evreninde yapar; insanoğlunun asla bilmediği ve bilemiyeceği gizli la-mekân’ında, yani mekândan münezzeh olarak yarattığı evreni yönetir. Zâhiri İslâmın Tanrı anlayışı aşağı yukarı budur, değişmez; Tanrıyı farklı algılayan dinsizdir, sapkındır. Oysa İmadeddin Nesimi (ö.1404) gibi soranlar da çok olmuştur: “Ey bana na-hak diyenler kandedir bes Yaradan Gel getir isbatın et kimdir bu şeyni yaradan Yer ü su toprah oddan böyle suret bağlayan Böyle dükkânı düzen kendi çıkar mı aradan? ...... Ey Nesimi on sekiz bin alemin mevcudusun Kim ki bu devre irişmez koy gide devvareden” |
|
Devamını oku...
|
|
|
Ummü'l Kitab'da Kur'ân'a İlişkin Bilgi ve Tanımlamalar |
|
İsmail Kaygusuz Ortodoks din bilginleri ve İslam tarihçileri, Mutezili’ler dışında tüm İslamî ekoller Tanrının kelâmı/sözü olduğu ve yaratılmadığına inandıkları Kur’an’nın Muhammed’e peygamberliği süresince, yani 23 yıl boyunca inerek tamamlandığı üzerinde uzlaşır. Her ne kadar Ortodokslar, yani Zahiri İslam mensupları Sünni ve Şii Müslümanlar Kur’an konusunda fazla anlaşamasalar da, içerdiği 114 Sure’nin üçte biri kadarı (21 ile 28) Medine’de geri kalanların ise (86 ile 93 arasında) daha önce Mekke’de inmiş olduğunu kabul ederler. Öbür yandan Heterodokslar, yani Batıni İslam yandaşları, özellikle Anadolu Alevileri mevcut Kur’an’ın Muhammed peygamberin değil, halife Osman’ın kitabı olduğuna inanır ve pek itibar etmezler. ‘Telli Kur’an’ adını taktıkları saz eşliğinde söylenilen ozanların-aşıkların nefesleri ve deyişlerindeki inançsal ve ahlâki ilkeleri, kendilerini doğru davranışa yönlendirerek tapınma ve yaşam biçimlerini oluşturan kuralları (Ali) Kur’an’ından alınma ayetler olarak benimsemişlerdir. Daha da ötesine geçilerek bu benimseyiş, Aşık İbreti’nin (ö.1976) bir nefesinde “Kâmilin ağzından çıkan sözünü/Hemi hâdis hemi Kur’ân biliriz” e dönüşmüştür. |
|
Devamını oku...
|
|
|
Görmediğim Tanrı'ya Tapmam |
|

İsmail Kaygusuz’un uzun zamandır beklenilen kitabının genişletilmiş yeni baskısı çıktı !
Görmediğim Tanrı'ya Tapmam
Alevilik ve Materyalizm
İsmail Kaygusuz
Su Yayınları / Araştırma Dizisi, 344 sayfa
İÇİNDEKİLER
ÖNSÖZ
II. BASKI İÇİN ÖNSÖZ
I. ALEVİLİK SİYASETİNİN FELSEFESİ ATERYALİZMDİR
1. Materyalist Felsefe ve İdealizmle Çelişkileri Üzerine Bazı Anımsatmalar
2. Thomas Münzer Neler Yapmayı Düşünmüştür?
3. Şeyh Bedreddin Thomas Münzer’den Daha İleride Bulunmuyor mu?
4. Şeyh Bedreddin Baba İlyas-Baba İshak ve Hacı Bektaş Veli Çizgisi Üzerindedir
5. Hünkâr Hacı Bektaş Veli’nin Siyaseti Felsefi Materyalizmin Dışında Düşünülebilir mi?
II ALEVİ-BEKTAŞİ EDEBİYATINDA FELSEFİ MATERYALİZM
1. Yunus Emre’nin şiir denizinde Materyalizm İki Kulaçta Yakalanır
2. Seyyid İmadeddin Nesimi Ulaştığı “Tanrı Benim” İnancıyla Ölüme Gidiyor
3. Şah İsmail Hatayi’nin şiirlerindeki Felsefi Öz Materyalizmdir
4. Şah Hatayi şiirlerindeki Bu Materyalist Öz İle Dünyayı Değiştirmeye Koyuldu
|
|
Devamını oku...
|
|
|
HZ. ALİ´NİN DOĞUM GÜNÜ VE SULTAN NEVRÛZ |
|
Mustafa Düzgün Akademi Başkanı 1. Nevrûz ve Yılbaşı: Nev-rûz Farsça bir sözcük olup, yeni-gün anlamına gelir. Ne ki sözcük başlangıçtaki bu anlamıyla kalmamış, zamanla ve işlevlerine uygun olarak yeni-yıl. yeni-yıl’ın ilk günü, baharın gelişi ve doğanın canlanışı gibi anlamlar kazanmıştır. Arapça eserlerin çoğunda nayrûz diye de geçer. Türkiye’de "Mart Dokuzu", Türki diye adlandırılan devletlerin bir kısmında "Ergenekon’dan Çıkış Bayramı" şeklinde nitelendirildiği de biliniyor. Bu ve benzeri değişik nitelemelerin, Nevrûz’un geleneksel anlamı bakımından pek bir değişikliğe yolaçmadığını da belirtmekte yarar var. |
|
Devamını oku...
|
|
|
İRAN SEYEHATİ "İNANÇ VE KÜLTÜR TURU" |
|
|
Hasan Ali İçlek Dede
AA II. Başkanı
Hızır Cem’i Erkânı:
Hızır Cemi beş ana hizmetle yerine getirilir. Bunlar Pir, Kurbancı, Lokmacı, Süpürgeci, Kapıcı veya Gözcüden ibaretir. Ne var ki günümüz koşularında, Hızır Cemi de dahil, Cem erkânları, On İki hizmetle yapılmaktadır. Hizmetlerin tamamının şart koşulmasında, genç kuşakların durumu anlayıp kavramaları ereği önde tutulmuştur.
|
|
Devamını oku...
|
|
|
ALEVİ İNANCINDA BAZI ÖNEMLİ KAVRAMLAR: |
|
DÜŞKÜNLÜK : Alevi / Bektaşi inancının yasaklarını yapan, edebin, ahlakın dışına çıkan insana veya tplum tarafından benimsenmeyen ağır suç ve ahlak kuralllarını iklal edene DÜŞKÜN denir. Düşkün insan yaptırımsal çeşitli cezalara çarptırılır. Kişi düşkün ilan edilmeden önce genellikle, Rehber veya Mürşid tarafından uyarılır. Uyarılara rağmen bir düzelme yoksa kişiye Mürşidinin onayı ile Düşkünlük cezası verilir. Düşkünlere verilen cezalar yöreden yöreye farklılık arzetmektedir. Suçun ağırlığına göre ceza süresiz olabileceği gibi belli bir süre dahilinde de olabilir. Düşkünlere verilen cezaların en ağırı toplum tarafından dışlanmaktır. Düşküne selam verilmez, onunla konuşulup görüşülmez, alış veriş yapılmaz, kız alıp kız verilmez, komşuluk ilişkileri sınırlandırılır ve törenlere alınmaz.
|
|
Devamını oku...
|
|
|