|
|
|
|

|
|
Arşiv
|
|
İSLAM HUKUK (FIKIH) OKULLARI VE CAFERİ MAZHEBİ Dr. İsmail Kaygusuz 8.yüzyılın ortalarından 9.yüzyılın ilk yarısını sonunda Ortodoks İslam mezheplerininin Sunnilik adı altında kuruluşları tamamlanmış, yani dört Sünni İslam hukuk anlayışı ortaya çıkmış; artık bu dört farklı (şer’i) hukuk anlayışlarını kurucularının inanç ve görüşleri doğrultusunda geliştirip değişmez kurallara (dogmalar) bağlayacak olan din bilginlerinin (ulema) çıkışı dönemi başlamıştır. Buna karşılık Ali ve Ehlibeyt yandaşlığı muhalefet olarak büyüyüp gelişerek çok sayıda kollara ayrılmış erken Şiiliğin ılımlı kesimi yönetimle uzlaşma içine girmiş. Ardından 9.yüzyılın sonlarından itibaren kendilerine İmamiye (Oniki İmamcı) demeye başlamışlardır. İmamiye, yüzyıllar sonra sert bir ortodoks Şiiliğin temsilcisi Caferi mezhebine dönüşecektir. İncelediğimiz konuyla içiçeliği ve çok yakından ilişkisi dolayısıyla buna aşağıda genişçe değinilecektir. Ancak önce Sünni İslam hukuk okullarını kısa birkaç paragraf içinde vemek yerinde olacak. Bu paragrafları Paris’teki “Arap Dünyası Enstitüsü”nün(l’nstitut du Mode Arabe) web sitesinden (“Les Ecoles juridiques de l’Islam”, www.imarabe.org.com) özetledik. |
|
Devamını oku...
|
|
|
ALİ KAYKI Alevi-Bektaşi inanç ve öğretisinde "Akıl", amaca ulaşmak için kullanılan bir araçtır. İnsanın, istenilen noktaya vardıktan sonraki gelişmelerde aklın kavrama yetisi ve dili yoktur. Bir meyve olgunlaşana kadar kendini hava, su ve mineraller ile beslerken ışık ve ısıdan da faydalanmak zorundadır. Tıpkı olgunlaşma dönemindeki insanın edinimleri gibi. İlmen ve aynel sahip olduğu bilgileri zekası ile yorumlayıp bunları yerli yerine oturtması ve buna göre yaşam sürmesi sonucunda insan, Hakk-el bilgilere (sezme yetilerine) ulaşır. Bu onun meyve gibi olgunlaşma dönemidir. Sezilerinin bütünlüğünde öyle bir noktaya erişir ki ledün İlmi denilen ve bilginin tamamı olan gerçek bilgi ile donanır. Bundan ötesi bilmeyi değil; yanmayı, yok olmayı gerektirir. Olgunluğunun uç noktasına gelen meyve de dalından düşerek yok olmanın sürecine girer. Artık minerallere, suya, havaya, ısı ve ışığa gereksinimi yoktur. |
|
Devamını oku...
|
|
|
Sivas'ta yakılan otuz beş can
Kalbimizin ortasında yaşayan
Laiklik ve demokrasi yolunda
Yanıp yakılırken ışıklar saçan
Saçları tutuşmuş alev kızılı
Tek tek adı beyinlerde kazılı
Tarihte unvanı 'kanlı' yazılı
Sivas'dı o Pir Sultan’ı da asan
Her biri kendi dalında tekti
Tek kusurları insan sevmekti
Şeriatçı yobaz yakıp kül etti
Kahrolsun şeriata kucak açan
Derviş Baba bu yalım unutulmaz
Dileriz Sivaslar bir daha olmaz
Bağnaz şeriatta barış hiç olmaz
Cihadı ibadet sayıp kan saçan
2 Temmuz 1994, Londra
2 TEMMUZ SİVAS KIRIMI, DEVLETİN ALEVİ TOPLUMUNA VERDİĞİ BİR GÖZDAĞIYDI
İsmail Kaygusuz
2 Temmuz 93’te Sivas’ta
Madımak’tan yükselen kara duman,
yobazın yüzünün karası ve
Devleti yönetenlerin bağışlanmaz hatasıdır İ.K.-
|
|
Devamını oku...
|
|
|
Ali Duran Gülçiçek
ALEVİLİK’TE SEMAHIN ÖNEMİ VE YERİ
Kelime anlamıyla semah, Arapça kökenli “sema” sözcüğünden, gök, gökyüzü, işitme, dinleme demektir. Müzik ve semah nefesleri eşliğinde ilâhi bir aşkla, coşkuyla dönülerek yapılan ve Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde Samah, Zamah, Zemak Pervaz, Mevleviler’de Sema olarak ifade edilen Semah, tasavvuf anlamıyla, Hakk’a ve hakikata ulaşmayı simgeler.
Varlık birliği ilkesine dayanan Alevi-Bektaşilik’te semahın, insanı insanla, insanı doğa ve Tanrı’yla birleştiren, bütünleştiren bir özelliği vardır. Semahlardaki hareketleri, dönüşleri (çark ve pervazları), İslâm öncesi doğa kültünden esinlenen bazı özellikleriyle, insan doğa ilişkilerine ve gezegenlerin güneşin etrafındaki dönüşüne benzetmek mümkündür. Semah esnasında, sağ elin avuç içleriyle göğe ve sol elin yere doğru uzatılması ise, “Hakk’tan alıp, halka verme”yi simgeler.
Hacı Bektaş Veli’ye göre, “Semah, ariflerin aleti, muhiplerin ibadeti, taliplerin maksududur.”
Haşa ki bizim semahımız oyuncak değildir;
İlahi bir sırdır mecazi değildir.
Her kim ki semahı bir oyun sayar,
O cifedir, namazı kılınır kimse değildir.
Devamını (PDF/Adobe Acrobat) oku...
|
|
|
HETERODOKS İSLAM OLARAK PROTO-ALEVİLİK... |
|
II.I HETERODOKS İSLAM OLARAK PROTO-ALEVİLİK, ALİ TANRISALLIĞI TEMELİNDE BİR TOPLUMSAL MUHALEFET HAREKETİ OLARAK İLK KEZ SABAİLİK ADIYLA ORTAYA ÇIKMIŞTIR
II.I.1 Halife Osman (644-656) Zamanında Belirginleşen Sınıfsal Farklılaşma ve Çatışmalar
İslam Peygamberi Muhammed’in dünyadan göçmesiyle (632), Kureyş’in bir kolu olan Haşimi’lerin elinden çıkan iktidar, üçüncü Halife Osman’la birlikte (644) Emevi sülalesine geçmişti. Muaviye ise babası Abu Sufyan’dan miras aldığı sahte müslümanlık ve Haşimi düşmanlığını ömür boyu sürdürecek ve bu miras kuşaktan kuşağa devredilecekti. Ebubekir ve Ömer’in 12 yıllık halifelik döneminin sonunda İslam devleti’nin sınırları Arap yarımadasını aşarak doğuda İran’ın içlerine; kuzeyde Doğu Anadolu’dan Azerbaycan’a; batıda Mısır’dan geçip Kıbrıs’a ulaşmış. Bir İslam İmparatorluğundan sözedilir hale gelmişti. Kur’an buyruğu Cihad adına fetihçi yayılmacılıkla yabancı toprakların talanı ve insanları köleleştirme ve sömürü çıkabildiği en yüksek yere ulaşmıştı. Varlık birikimi ve geniş topraklar belirli kişilerin ellerinde toplanıyor; refahı yükselen yönetici-askeri aristokrasi, bir sınıf olarak belirginleşiyordu. Kendisinden önceki iki halifenin süresince iktidarda kalmış olan Osman(644-656) döneminde iyice ortaya çıkan sınıfsal farklılaşma, çıkar çatışmaları, hoşnutsuzluklar ve baskıyı artırarak halk ayaklanmalarına giden yolu açmıştı.
Devamını (PDF/Adobe Acrobat) oku...
|
|
|
28 Nisan 2008
KAMUOYUNA DUYURU!
Balkan ülkelerinde, yüzyıllardan beri faaliyetlerini sürdürmekte olan Alevi-Bektaşi Dergâhları’nın saygıdeğer sözcüsü, ayrıca Makedonya’daki Harabati Baba Dergâhı Postnişini Baba Mondi; Karacaahmet Sultan Dergâhı Dedesi ve Vakfı Başkanı Sayın Muharrem Ercan Dede ve Alevi Akademisi Başkanı Sayın Mustafa Düzgün ve yöneticilerinin hazır bulundukları bu basın toplantısında; aşağıdaki düşünce ve ilkeler bağlamında işbirliği ve dayanışma içinde olmaya karar verilmiş, aşağıdaki görüş, düşünce ve ilkeler temelinde tam bir mutabakat sağlanmış bulunmaktadır.
Tüm Türkiye ile birlikte Alevi toplumunun da ciddi badirelerden geçmekte olduğu bir gerçektir. Ta Emevi iktidarları döneminden başlayıp Abbasi, Selçuklu, Osmanlı dönemleri boyunca devam eden tutucu ve itici politikalar, ne yazık ki yüzyıllar sonra bugün, yani Türkiye Cumhuriyeti’nin 85. yılında, aynı durum az bir farkla devam ediyor:
|
|
Devamını oku...
|
|
|
ALEVİLER'DEN BİRLİK TOPLANTISI HABER KÜPÜRÜ |
|
|
PANEL VE MÜZİK DİNLETİSİ HABER KÜPÜRÜ |
|
|
AA BİLİM KURULU SEBPOZYUMU |
|
ALEVİ AKADEMİSİ
BİLİM KURULU SEMPOZYUMU
(BREMEN, 9-10 HAZİRAN 2006)
Devamını (PDF/Adobe Acrobat) oku...
|
|
|
Cem'in Tarihsel Gerçekliği... |
|
Cem’in Tarihsel Gerçekliği, Sosyo-ekonomik ve Psikolojik İşlevleri Üzerinde Kısa Değerlendirme *
İsmail Kaygusuz
1.Tapınmanın Genel Tanımı ve Alevi Tapınma anlayışı
Tapınma sosyo-psiklojik anlamda, toplumun üst yapısını oluşturan değerler ve kültür kat(man)larından din ve dinsel inançların temel ögesidir; bireyin Tanrısına yaranması, yani kendisini iyi bir kul olarak kabul ettirebilmesi için açığa vurduğu davranış ve eylem biçimlerinin tamamı olarak tanımlanabilir. Birey bunları uygularken, Tanrıya kendini daha yakın duyumsayarak, kazandığını düşündüğü yücelikle içsel ya da ruhsal dünyasını doyurduğu gibi, yaşadığı toplumda bir üstkişilik belirlemesi yapar.
Devamını (PDF/Adobe Acrobat) oku...
|
|
|
ABDAL MUSA SULTAN'DAN ÖĞÜTLER |
|
ABDAL MUSA SULTAN’DAN
ÖĞÜTLER*
“İmdi ol Sultanın sırrını sakla.
Az söz söyle. İnançlı ve bağlı ol.
Kavgalı yerden kaç, uzaklaş.
Bilmediğin kişiye yakın olma.
Düşmanlığı sabit ve ilerlemiş kişi ile dost olma.
Hiç kimsenin düştüğü kötü duruma,
uğradığı bir musibete gülme.
Kendinden ulu kimselerle mücadeleye girişme.
Doğru (müstakim) ol,
sıkıntıları ve felaketleri sabırla karşıla.
|
|
Devamını oku...
|
|
CEM’İN ANLAMI
ERKĀNIMIZDAKİ YERİ VE ÖNEMİ
Cem ya da Ayin-i Cem, Alevi toplumunun toplu ibadet erkânını ifade eder. Osmanlı dönemi boyunca yasaklı tutulan Aleviliğe bağlı olarak, Cem ve her türlü ibadet yasaklanmıştır. Bu nedenle toplumumuz ibadet gereksinimlerini son derece gizli bir biçimde yerine getirmeye, onu devlet görevlileri ve güvenlik kuvvetlerinin göremeyeceği koşullar altında gerçekleştirmeye azami özen göstermiştir. Cem’in yapıldığı mekânların önüne, köylere gelen yolların izlenebileceği tepelere gözcüler koymayı ihmal etmemiş, böylece şeriat temelli teokratik Osmanlı zulmünden korunmaya çalışmıştır.
|
|
Devamını oku...
|
|
|
AKM'LERDE MUHARREM MATEMİ... |
|
MUHARREM MATEMİ BOYUNCA ALEVI AKADEMİSİ YOĞUN HİZMETLERDE BULUNDU
Baden-Württemberg ve Hessen Eyaletlerindeki Alevi Kültür Merkezleri’nin daveti üzerine, gerekli bilgilendirme çalışmalarının yürütülmesi ve Muharrem Erkânı’nın yerine getirilmesi konularında Akademi Başkanı Mustafa Düzgün Dede ve Akademi ikinci Başkanı Hasan Ali İçlek Dede gerekli hizmetlerde bulundular.
|
|
Devamını oku...
|
| |
|
|
HZ. HÜSEYİN VE KERBELA OLAYI |
|
Yrd. Doç. Dr. Ali YAMAN
İÇİNDEKİLER
Giriş 2
Muaviye Kimdir? 2
Yezid Kimdir? 4
Hz. Hüseyin’in Katili Yezid 5
Hz. Hüseyin ve Kerbela Olayı 5
Kutsal Şehirleri Yıkan Yezid 9
Sonuç 9
Kerbela 10
Kerbela’da Hz. Hüseyin’in Makamı 10
Kerbela ve Sonrası 11
Bazı Kaynaklar Diyor ki 12
Matem ve Muharrem Orucu 13
Oruca Niyet Etmek 13
Aşure Lokması İçin Dua 13
Aşure Yendikten Sonra Okunacak Dua 13
Edebiyatımızda Kerbela ve Hz. Hüseyin 14
Kaynaklar 18
*********************************
Gündüz hayalimde gece düşümde
Gel dinim imanım İmam Hüseyin
Yılın oniki ay sabah seherinde
Her dertlere derman İmam Hüseyin
Dividim var kalem tutmam elimde
Hakkın kelamın okurum dilimde
Muhammedin sancağının dibinde
Salınır da mazlum İmam Hüseyin
Pir Sultan ne güzel bulmuş yerini
Ben pirime kurban verdim serimi
Muaviye oğlu Mülcem soyunu
Sürülsün dergahtan der İmam Hüseyin
*********************************
Devamını oku...
|
|
|
Dr. Asghar Ali Engineer *
(İngilizceden çeviren: İsmail Kaygusuz)
ADALET UĞRUNDA BİR ULU ŞEHİT
Muharrem’in onuncu günü, bütün müslümanlar, ama özellikle Şii (ve Alevi-Bektaşi, İ.K.) müslümanlar için matem günüdür. Bu gün, Peygamber’in Mekke’den Medine’ye göçüşünün(Hicret’in) 61. yılında (M.680) torunu İmam Hüseyin’in şehit oluşunu bize anımsatır.
İnsanların konuya ilişkin olarak sorduğu temel soru şu: Niçin İmam Hüseyin şehit olmayı seçmek zorundaydı? Bu bağlamda, İslam’ın, her şeyin ötesinde, toplumda temel değişiklikler yapmaya hedeflenmiş bir tasarım olduğunu göstermek ve buna dikkat etmek gereklidir. Kuran, adaletin önemini ısrarla vurgulamakta; sömürü ve baskıdan kurtulmuş bir toplum, çoğunluğun arzu ve istekleri pahasına, azınlığın zenginliği elinde tutma-istifleme hırsından uzak bir toplum idealine öncelik vermektedir.
Devamını oku...
|
|
|
ALMAN TV'LERİNDE ALEVİLERE HAKARET |
|
ARD VE NDR TELEVİZYON KANALLARINDAN ALEVİLERİ RENCİDE EDİCİ YAYIN!
Kamuya ait Alman televizyon ve radyo kurumlarından NDR ve ARD’deki “Tatort” adlı polisiye dizisinin “Wem Ehre gebührt-Namusuma Layık Olmak” adlı bölümünde Alevi bir babanın öz kızına tecavüzünün konu edilmesi, yüzyıllardır Alevilere bu yönde atılan iftiraları destekler niteliğinde olaması biz Alevileri son derece üzmüştür.
Filmin yayına girmeden bir gün önce içeriği hakkında basında yer verilmesinden ötürü, Alevi Kurumları konu hakkında NDR yetkililerine gerekli itiraz ve uyarılar yapmasına rağmen, dizinin yayından kaldırılmamış olması, filmin yapımcıları hakkında çeşitli soruları akla getirmektedir.
|
|
Devamını oku...
|
|
|
Son günlerde ülkemizde laik ve demokratik anlayışla bağdaşmayan bazı gelişmelerin birbiri ardınca yaşanması, biz aşağıda imzası bulunan kişi ve kurumları ciddi endişelere sevketmiştir.
AKP hükümetinin işbaşına geldiği günden bu yana sergilediği partizanlık, gericilik ve ayrımcılık politikası, genel seçimlerin ardından pervasızca uygulanmaya başlanmıştır.
Demokrasi, çoğulcukla birlikte katılımcılığı ve çoğunluğa karşı azınlığın haklarını da korumayı esas alan bir rejim biçimidir. Ancak AKP iktidarının, demokrasiyi çoğunluğun azınlığa tahakküm ettiği bir rejim biçimi olarak algıladığı son günlerdeki uygulamalarından açık bir şekilde görülüyor. Kaldı ki, seçim sonuçları göz önüne alındığında siyasal iktidarın seçmenin çoğunluğunun desteğini aldığı da söylenemez.
|
|
Devamını oku...
|
|
|
Hünkar Hace Bektaş-ı Veli'den Özdeyişler |
|
Özünü bilirsen özürden kurtulursun
Ölü, canından habersiz olandır
Aşk meydanı erenlerin ve bilenlerindir
Dinine dizinle değil kalbinle bağlan
Yazının başlangıcı da noktadır, sonu da nokta
İşini aydınlıkta gör, karanlığa bırakma
Doğruluk dost kapısıdır
|
|
Devamını oku...
|
|
|
BÜYÜK İSYANCI KIZILBAŞ HALK OZANI
PİR SULTAN ABDAL*
Dr. İsmail Kaygusuz
III. I. 1. Pir Sultan Abdal'ın Sazıyla ve Şiirleriyle Sözetmediği Konu Yoktur
III. I. 2. Pir Sultan, Erenler Ceminin Bülbülüdür
III. I. 3. Celaleddin Ulusoy Pir Sultan İçin Neler Söylüyor?
III. I. 4. Pir Sultan'ın Yaşadığı Dönem: Tanık Olduğu ve İçinde Yaşadığı Alevi Halk Hareketleri
III. I. 5. Kalender Çelebi, Dergahın Manevi öncülüğünü Silahlı Başkaldırıyla Siyasi Toparlanışa Yöneltiyor
III. I. 6. Pir Sultan Abdal Ve Hacı Bektaş Veli Dergahı Seçeneği
III. I. 7. Kalender Çelebi, Pir Sultan Abdal, Kul Himmet, Şah İsmail Hatayi İlişkileri Üzerine
III. I. 8. Pir Sultan'ın Hacı Bektaş Dergahı'na bağlılığı
III. I. 9. Pir Sultan Kalender Şah'ın Huzurunda Özünü Dâra Çekiyor
III. I. 10. Kalender Çelebi ayaklanması Ve Pir Sultan Abdal
III. I. 11. Pir Sultan Abdal'ın Kalender Çelebi Kırımından Kurtuluşu
III. I. 12. Pir Sultan Abdal Yıllar Boyu Rumeli'nde Gizlenmişti
III. I. 13. Sivas İllerine Geri Dönüş
III. I. 14. Pir Sultan Abdal’ın Tanrı İnancı ve Ali Tanrısallığının Anlamı
III. I. 15. Pir Sultan Abdal'ın Oğlu Pir Mehmet, Kendini Dergah'taki Kayıtlardan İspatlayarak Yolu Sürdürüyor
III. I. 1. Pir Sultan Abdal'ın Sazıyla ve Şiirleriyle Sözetmediği Konu Yoktur
On altıncı yüzyılın bu büyük Alevi ozanının şiirlerinde işlemediği konu yoktur dense yeridir. Sazıyla konuşur dertleşir inleşir:
Gel benim sarı tamburam
Sen ne için inilersin
İçim oyuk derdim büyük
Ben anınçin inilerim
Devamını (PDF/Adobe Acrobat) oku...
|
| |
|
| | << Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 Sonraki > Sona Git >>
| | Sonuçlar 45 - 66 Toplam: 160 |
|
|
Kimler Online
Şuanda 19 misafir bağlı
|