|
Akşam Gazetesi Dedeler, Şeyhülislam Ebusuud Efendi döneminden sonra en büyük darbeyi, 1980 öncesinin solcu Alevi gençlerinden yedi. Cem'ler sabote edilidi, Dedeler bilgisizlikle suçlandı, hatta kovuldu. 1990'larda Dedeler yeniden keşfedildi. Ama farklılaşma, bu inanç önderlerinin eski pozisyonunu kazanmasına izin vermedi Dedelik kurumu aşınıyor Anadolu Aleviliği inancı dedelik kurumu ile bir sisteme oturmuştur. İslami bir biçimi olan dedelik kurumu, Türklerin İslam öncesi dini olan Şamanizm'den ciddi etkiler taşır. Gök tanrı inancındaki Şamanist Türkler, din önderlerine 'şaman/kam/oyun' derlerdi. Şamanlıktaki kurumsal yapıyı İslamiyet'in içine taşıyanlar ise Türkmenlerdir. Türkmenler ibaretlerini kadınlı erkekli meydan evinde yaparlardı. Bu ibareti adına Kam denilen din adamı yönetirdi ve müzik eşliğinde okunan nefeslerle gerçekleşirdi. Şamanlar ruhlarla buluşmayı, semah tarzında hareketlerle ifade ederlerdi. Şaman aynı zamanda ozan idi. İşte bugünkü Alevi ibadetinde de Cem'i yöneten 'dede' şamandaki Kam'a, Zakir'e Ozan'a denk düşmektedir. Ozanlık geleneğinin baş temsilcisi Dede Korkut'tu. Dede Korkut aynı zamanda Kam idi. Bugün Alevi cem ibadetini sürdüren dedelerin bir kısmı aynı Dede Korkut, Pir Sultan Abdal gibi hem dede hem de zakirliği birlikte yürütüyorlar. Bu yüzden Anadolu'da dedeler aynı zamanda ozan-aşıktırlar. SEYYİDLİĞİN KÖKENİ Anadolu'daki Alevilerin dedeleri aynı zamanda seyyiddirler. Seyyidlik ise Hz. Muhammed, Hz. Ali ve Hz. Fatma'nın soyunu yürüten 12 imamlara dayanır. Osmanlı döneminde dedeler cem ibadeti başlamadan soy seceresini gösterir ve gülbank okurlardı. Soy seceresi olmayan dede cem ibadeti yaptıramazdı, bu gelenekselleşmişti. Fakat daha sonraki yıllarda bu gelenek sürdürülmedi. Dedeler 12 imam yoluyla soyunu Hz. Muhammed'e dayandırırlar ki bu doğrudur. Buna bir örnek verecek olursak; Muharrem Naci Orhan Dede 1990'lı yıllarda soy seceresini tamamladı ve bunu tasdik edecek başka bir kurum olmadığı için Türkiye Cumhuriyeti mahkemelerine başvurarak gerçekleştirdi. Osmanlı'da dedelerin seyyid olduklarının beratını veren Nakibüleşraflık kurumuydu. Bu kurum Osmanlı'da seyyidlerin soy seceresini kayda geçiren nüfus dairesi idi. Dedeler belli aralıklarla tescil için Nakibüleşraf'a giderek elindeki belgeyi tescil ettirirlerdi. Ayrıca seyyidler peygamber neslinden geldiklerini kanıtlamak için de ya Erdebil dergahından ya da Hacı Bektaş dergahından berat alırlardı. İran'da 1501'de kurulan Safevi Türkmen devleti yıkıldıktan sonra da sadece Hacı Bektaş dergahı bu belgeyi verir oldu. Günümüzde ise böyle bir belgeyi tescil edecek veya secere tutacak bir kurum kalmamıştır. Bazı Alevi Ocakları Hacı Bektaş Veli'yi temsil eden Çelebiler'den icazet alıyor. Bugün Çelebileri temsil eden Veliyettin Ulusoy seyyid olmayan bazılarına da dedelik unvanlı icazetname vermektedir. Bu durumun doğruluğu veya yanlışlığı Aleviler arasında bir başka tartışma konusudur. YOL SAHİPSİZ KALDI Dedeler Hakk-Muhammed-Ali yolunun esas taşıyıcılarıdır. Bu görevlerini bugüne kadar aksak da olsa sürdürdüler. Dedelerin rencide edilerek dışlandığı bir dönem var ki önemli olumsuzluklara neden olmuştur. Bu dönem 1980 öncesi gençlik hareketleriydi. Diyebiliriz ki, dedeler Yavuz Selim'den, Kanuni'nin Şeyhülislamı Çorumlu Ebusuud Efendi'den, II. Mahmut'tan sonra en büyük darbeyi bu gençlik hareketleri içinde yer alanlar Alevi gençlerinden yedi. O dönemlerde cemler sabote ediliyor ve dedeler bilgisizlikle suçlanıp talibi önünde eleştiriliyordu. Hatta dede kovuluyordu. Durum böyle olunca dedeler kabuğuna çekilmeyi tercih ettiler ve yol ortada, sahipsiz kaldı, 'cümle' ululaştı!.. Talip, rehber 1990'dan itibaren yolun varlığını yeniden keşfetti ve cemevlerini akın etti. Dedeler her zaman olduğu gibi Yol'a sahip çıkarak, taliplerle buluşmaya başladı. Fakat bu kez geleneksel talibini bulamadı. Cemevlerinde kimi bulduysa ona dedelik yaptı. Dede talipleri tanımıyor, talip dedeyi tanımıyor. Tabii ki bir süre sonra tanıştılar ama yeni gelenleri de düşününce eskisi gibi olmadığı netleşti. Dede eskisi değil, talip eskisi değil dolayısıyla cem ibadeti de eskisi gibi olmuyordu. (Görgü Cemi bu tanımın dışındadır) SAHTE DEDELER TV'LERDE Bir de uyduruk 'dede'ler! türemeye başladı. Her önüne gelen ben dedeyim dedi ve gerçek dedeler fark edilemedi. Hatta bu dedeyim diyen sahtekarların bazıları da TV'lere çıkarıldılar. Bu da kargaşayı beraberinde getirdi. Genel bir gözlem yaptığımızda görüyoruz ki dede, talipten çok. Görüştüğümüz gerçek dedeler bu durumdan rahatsızlıklarını her fırsatta dile getiriyorlar. İşin doğrusu ise aslında çok basit. İnanmışların yapması gereken cem ibadetini gerçekleştiren, kurban-adak duasını veren, Alevilik ilmini bilen ve irfan sahibi olan din önderine sahip çıkmaktır. Yani sakal bırakan, pala bıyık bırakan her kişiye dede denirse iyilerin kıymeti bilinmemiş olur. Bu da Muhammed-Ali Yolu'na büyük zarar verir. Bugün Türk olan dedelerin Hz. Ali ile soy bağının bulunduğuna inanmak şaşırtıcı gelebilir. Fakat tarih bize bu konuda çok belge veriyor: Emevi ve Abbasi zulmünden kaçan bazı Ali evladı, Asya'ya Türkmenlerin arasına gitmiş ve onlarla evlilikler yapmıştır. İşte bağ, böyle kurulmuştur. KENTLEŞME NASIL ETKİLEDİ Dedeler bugün ne durumda? Kentleşen Alevilikten dedeler de nasibine düşeni almıştır. Gerçi bazı alışkanlıklar tarihte de vardı. Bunlara bir göz attığımızda iyi niyetli her insan bunun böyle olduğunu bilir. 1- Her ocak dedesi, kendi ocağının üstte olduğunu iddia ederek diğerlerini bir tür kötülemektedir. Bu durumda dedelerarası çatışma körüklenmektedir. 2- Dedeler Alevilerin kutuplaşmasından etkilenerek belli gurupların içine girmektedirler. Bu da kuruma zarar vermektedir. 3- Dedeler eskiden ülkemizde bulunan Hacı Bektaş dergahı, Battal Gazi dergahı, Abdal Musa dergahı, Şahkulu dergahı, Karacaahmet dergahı'ndan; Balkanlarda Gül Baba dergahı, Demir Baba dergahı, Kızıl Deli Sultan dergahı'nda, Mısır'da El Enser Üniversitesi'nden, İran'daki Erdebil dergahı'nda ders alıp yetiştirilirken günümüzde tamamen sahipsiz kalmışlardır. Ve eğitildikleri bir kurum yoktur. O nedenle bilgili dede sayısı çok azdır. Hatta bazı Alevi dedesi de kendini bilinçli göstermek için son yıllarda Kuran'ı Arapça okumaya çabalıyor. Arapça söylediğinde bilmediği çok net anlaşılıyor. Böylelikle kendi dilinde ibadeti esas alan topluma zarar veriliyor. Osya Alevilerin ibadet dili Türkçe'dir. Bu eksikliği fark eden Cem Vakfı'da Alevi İslam Din Hizmetleri diye bir birim oluşturdu. Cem Vakfı dedelerin imamlar gibi devlet kadrosunda olmasını istiyor ve bu konuda çalışmalar sürdürüyor. Bu durum da birçok dedeye cazip geldi. TEK ÇIKAR YOL EĞİTİMDE Dedeler tüm bu etkenlerden zarar görmektedir. Cemevlerinde dernek başkaları hep dedenin önünde duruyor. Bu da dedenin saygılığını zedeliyor. Dede görüntü olarak da sıradan bir görünümdedir. Oysa buna çözüm bulunabilir. Dedenin üstlendiği rol, bir giysiyle tamamlanabilir. Cemevlerindeki oturma düzeni değiştirilebilir. Bu örnekler çoğaltılabilir. Günümüzde dedelik kurumunun erozyona uğramasını engellemenin yolu eğitimden geçmektedir. Bunun yolu da okuldur. Dedelik okulu veya enstitüsünün açılması için tüm dedelerin bir kampanya başlatmaları ve bunu devletten talep etmeleri gerekmektedir. 12 imam şeceresi (2) 4. İmam Hz. Zeynel Abidin: 4. İmam, Hz. Zeynel Abidin, Medine'de 10 Ocak 659 yılında dünyaya geldi. Zeynel Abidin, Emevilerin 6. Halifesi Abdülmelik oğlu 1. Velit tarafından zehirlettirilerek 17 Ekim 713'te şehit edildi. 5. İmam Hz. Muhammed Bakır: 5. İmam Muhammed Bakır, Medine'de dünyaya 10 Nisan 677 geldi. Babası 4. İmam Zeynel Abidin, annesi İmam Hasan'ın kızı Fatıma'dır. Bazı kaynaklar İmam'ın doğum gününü 16 Aralık 676 olarak geçerler. Muhammed Bakır, Emevi Halifesi Hişam'ın kardeşi oğlu İbrahim bin Velid bin Abdulmelik'in tarafından, 57 yaşında iken zehirletilerek 28 Mart 733 şehit edildi. Künyesi ''Ebu Cafer'' ve yaygın lakabı 'Baki' olan 5. İmam'ın Babası 4. İmam Zeynel Abidin, annesi İmam Hasan'ın kızı Fatıma'dır. 38 yaşında imam olup imameti 19 yıl sürmüştür. Bazı kaynaklar İmam Bakır'ın şehadet tarihini 28 Ocak 733 olarak geçerler. Naaşı Medine'nin Baki mezarlığındadır. 6. İmam Hz. Cafer-i Sadık: 6. İmam Cafer-i Sadık, Medine'de Ummuferve'den (Ümmü Ferve) 23 Mayıs 699 yılında doğdu. Cafer-i Sadık, Abbasi Halifesi Ebu-l Abbas'ın emri ile Mansur-u Devaneği tarafından 67/69 yaşında zehirletilerek 22 Ocak 766'da şehit edildi. Kabri Medine Baki Mezarlığı'ndadır. Yakın zamana kadar Anadolu'daki Aleviler mezhep olarak kendilerini anlatırken bu imama bağlarlar ve Caferiyiz derlerdi. Caferilik Caferiliğin temellerini 12 İmamlar'ın altıncısı olan İmam Caferi Sadık atmıştır. Caferilik'te Hakk-Muhammed-Ali sevgisi, Ehlibeyt'e ve On İki İmamlar'a sonsuz bağlılık vardır. Ülkemizdeki Şii Caferiler de yaşamaktadır ve kendisine Alevi değil Şia derler. Şii Caferiler ibadette Alevi Bektaşiler'den bazı yorumlarda farklılık gösterirler. Caferi Sadık, derin bilgisiyle bugünkü Aleviler'in inanç sistemini ilk kuramlayan bir uludur. İnsanlığı ilgilendiren ilmi konularda yaptığı yorumlarla ve getirdiği çözümlerle birçok insanı eğitmiş, geliştirmiştir. İmam Caferi Sadık bu çok yönlü bilge kişiliğiyle salt Ehlibeyt'e bağlı olanları değil, aynı zamanda Ehli-Sünnet'e bağlı olanların da hayranlığını kazanmıştır. Tarihsel süreçte Aleviler iktidarlar tarafından sürekli ve sistematik bir şekilde asimilasyona tabi tutuldu. Bunun sonucunda yer yer başarılı oldular. Caferilik üzerine bilinmesi gereken temel bilgiler: Caferi Sadık'ın düşüncesi ve inancının örgütlenmesi olan Caferilik her ne kadar çarpıtılmaya çalışılsa da bir Alevi inancıdır. Yine Caferi Sadık bütün çarpıtmalara, yozlaştırılmaya, anlamsızlaştırılmaya karşın büyük bir Alevi önderidir. TARİHTEKİ ALEVİLİK Yol bir sürek binbir Alevİ-Bektaşilerce bilerek veya bilmeyerek sıkça kullanılan 'Yol bir, sürek binbir' deyimi siyasal bir yaklaşımın ürünüdür. Aslında 'Yol' ile 'Sürek' aynı şeyi ifade eder. Yol'un karşılığı Sürektir. Fakat bu deyim incelendiğinde şu durum karşımıza çıkmaktadır. Bugün adına Alevi Bektaşilik dediğimiz olgu, birçok yerli ve yabancı araştırmacının belirttiği gibi sonsuz esnekliğe ve bağdaştırmacılığa sahip bir anlayıştır. Örnek vermek gerekirse; Balkanlar'daki Arnavut ve Boşnak halklar ve daha bir çok topluluk, Alevi Bektaşiliğin coğrafyaya ve farklı anlayışlara uyum sağlayabilme yeteneği nedeniyle İslam dinine kazandırılmıştır. Ünlü Alevi evliyası Sarı Saltuk Hıristiyanlara gösterdiği hoşgörü ile Aleviliği Balkanlara kadar yaymıştır. Aynı zamanda Türklerin Balkanlar'a yayılmasını kolaylaştıran bir yaklaşım olduğu kadar, din sosyologlarının çok iyi bildiği bir deyim ile dinamik bir din anlayışının sonucudur. Dinamik din anlayışı terimi Alevi Bektaşilikteki 'Yol bir sürek binbir' deyiminin karşılığıdır. Yol bir yöntem binbir anlayışının açıklamasıdır. 'Yol bir, yolcu binbir' denmesi daha doğru bir ifadedir. KAYNAK ORTA ASYA Anadolu'da yaşayan Aleviliğin ana kaynağı Orta Asya'daki inanç ve kültürdür. Nitekim bu gerçeği doğrulayan en önemli kanıtlardan biri de Hoca Ahmet Yesevi'nin Hikmetleri'nde geçen terimlerdir. Sema, Pir, Hakk rızası, Hü, Pir rızası, Miraç, Kul gibi terimler bugün Anadolu Aleviliğinin aynı içerikte kullandığı terimlerdir. Alevi sözünün bugünkü anlamda ilk kez Türkler tarafından kullanıldığını 941-942 yıllarında bölgeyi gezen gezgin Ebu Dülaf nakletmektedir. Zaten daha bu tarihlerden çok önce Türk boyları Mevali olarak adlandırılıyor. Hz. Ali taraftarlıklarıyla ün kazanıyorlardı. Orta Asya'da İsak el Türk adlı bir kişi daha 750'li yıllarda Hz. Ali yandaşlığını ilan ediyor ve Abbasilere isyan bayrağını çekiyordu. Kaşgarlı Mahmut 'Divan-ı Lügat-it Türk' adlı eserinde Alevi Türk köylerinin dökümünü veriyor. Prof. Louis Masignon ve Ordinaryus Prof. Zeki Veliti Togan İslamiyet'in Türkler arasında Alevilik şeklinde yayıldığını ve geliştiğini belirtiyordu. KRONOLOJİ • 1685 Abdülkadir Çelebi'nin Hakk'a yürümesi (doğ.1628) • 1689 Birecikli Seyyid İbrahim Agahi Dedebaba'nın Hakk'a yürümesi (Posta oturuşu: 1675) S.15yıl • 1714 Urfalı Es-Seyyid Halil İbrahim Dedebaba'nın Hakk'a yürümesiz (Posta oturuşu: 1689) S.26yıl • 1730 Murtaza Ali Çelebi'nin Hakk'a yürümesi (doğ.1646) • 1736 Serezli Hacı Hasan Dedebaba'nın Hakk'a yürümesi (Posta oturuşu: 1714) S.22yıl • 1759 Kırımlı Hanzade Mehmet Dedebaba'nın Hakk'a yürümesi (Posta oturuşu:1736) S.24yıl • 1783 Dimetokalı Seyyid Kara Ali Dedebaba'nın Hakk'a yürümesi (Posta oturuşu: 1759) S.25yıl • 1790 Sinoplu Seyyid Hasan Dedebaba'nın Hakk'a yürümesi(Posta oturuşu: 1783) S.7yıl • 1799 Horasanlı Hacı Mehmet Nuri Dedebaba'nın Hakk'a yürümesi (Posta oturuşu: 1790) S.9 yıl • 1803 Abdüllatif Çelebi'nin Hakk'a yürümesi (doğ.1724) • 1813 Kalacıklı Seyyid Halil Hakii Dedebaba'nın Hakk'a yürümesi (Posta oturuşu: 1799) S.15 yıl • 1824 Feyzullah Çelebi'nin Hakk'a yürümesi (doğ.1742) • 1826 Yeniçeri Ordusu'nun kaldırılması ve Yeniçeri-Bektaşi kıyımı • 1827 II. Mahmut tarafından türbeler dışındaki tüm külliye binalarının yıktırılarak Hacıbektaş Dergahı'na cami yaptırılması. YARIN: TÜRKLERİN İSLAMLAŞMASI VE ALEVİLİK MUSAHİPLİK NEDEN YOK OLDU? İSMAİL PEHLİVAN
|