Etkinlik Takvimi

Ocak 2012 Şubat 2012 Mart 2012
Pa Pa Sa Ça Pe Cu Cu
Hafta 5 1 2 3 4
Hafta 6 5 6 7 8 9 10 11
Hafta 7 12 13 14 15 16 17 18
Hafta 8 19 20 21 22 23 24 25
Hafta 9 26 27 28 29
Yeni Etkinlik Gönder Yeni Etkinlik Gönder

Kentleşen Alevilik-8 Yazdır E-posta

AKŞAM GAZETESİ

Alevilik; değişim gerçeğiyle karşı karşıyadır. Bugün şehirde yaşayan genç kuşaklar bu değişimin getirdiği sorunları yaşamaktadır. Alevilik gençlerin istemlerine cevap veremez ise onları inanç merkezlerine çekme olanağı ortadan kalkacaktır. Artık Alevi Dedeleri Hayber Kalesi gibi söylencelerle gençlerin büyük çoğunluğuna kendini dinletemiyor.

Ayrıca söylenceleri efsanevi abartılarla aktarmak gençlere inandırıcı gelmiyor

Kentleşme, dışarıya kapalı olarak yaşayan Alevi toplumundaki (inancı öğreten, aktaran, uygulatan baş kişi olarak) Dede'nin konumunu da ister istemez sorgulanır hale getirdi. Alevi gençleri eğitim görme olanağına kavuştu, bilgi bakımından Dedeyi aşan bilgi birikimine sahip oldular. Durum böyle olunca dedenin 'öğreticilik' (irşad) görevi işleyemez oldu.

Araştırmacı Yazar Dr. Özgür Savaşçı'nın şu tespitine katılmamak elde değil; 'Bilimin yolundan gitmeyi' kendisine ilke edinmiş olan ve bu yüzden bilim sahibi herkese büyük saygı duyan Aleviler, kentleşmeyle birlikte inançlarını Alevileri seven, Alevi dostu akademisyenlerden öğrenmeye çalıştılar. Ancak bizzat kendileri Alevi olmayan ve Alevilik üzerine araştırma yapan bu kişilerin Aleviliği ne kadar kavramış oldukları da başlı başına bir araştırma konusudur. Kentleşme olgusunun getirdiği sorunlardan birisi de, bizzat araştırmacıların yarattığı kavram kargaşasıdır.'

MANEVİYATTAN KOPUŞ

Bu kavram kargaşası içinde gençler şaşkınlığa düşerek doğruyu bulmada zorlanıyor. Dolaysıyla geleneksel yapıdan gelen anne-babası ve dede ile ters düşebiliyor. Bugün teknolojik olanakları en üst düzeyde kullanabilme yeteneğine sahip olan gençler manevi dünyadan çok kapitalist sistemin dayatması sonucu köşe dönmeciliği daha benimser oldu. Televizyonlarda diziler yoluyla verilmek istenen mesaj ile cafcaflı ve ahlak sınırlarını aşan sahte ilişkiler bozulmayı hızlandıran nedenlerdir. Bu anlayış Türkiye'deki her genci olduğu gibi Alevi gencini de etkilemiştir.

Demek ki Alevilik; değişim gerçeğiyle karşı karşıyadır. Bugün kentte yaşayanların yaşama bakışını en iyi somutlaştıran kuşaklar yetişmektedir. Alevilik bunların istemlerine cevap veremez ise onları inanç merkezlerine çekme olanağı ortadan kalkacaktır. Artık dede menkıbelerle ve söylencelerle büyük çoğunluğa kendisini dinletemez. Hem de bunları efsanevi abartılarla aktarmaları gençlere akılcı gelmemektedir.

ESKİ USÜLE DEVAM

Çağdaşlaşma yolunda ilerleyen Alevilerin önündeki bir başka sorun da cemevlerinin iç mimarisidir. Hala köydeki ibadet şeklini kentlerde devam ettirme konusunda ısrarlı tutum da gençlerin kaçmasına neden oluyor. İki-üç saat boyunca insanın dizüstü veya bağdaş kurmuş bir biçimde oturduğu düşünüldüğünde, o kişinin manevi doyuma ulaşmasını beklemek doğru olmaz. Kendisini rahat hissetmeyen biri ne kadar anlatılanları dinleyebilir ve içselleştirebilir. En basit bir örnekle okullarda bile, hem de sırada 40 dakikalık ders dinleme sabrı gösteremeyen çocuk cemevinde 2-3 saat boyunca oturarak ne kadar durabilir. Gençleri inanç merkezlerinden uzaklaştıran bir neden de ibadette oturma şekli olduğu kanısındayız. İbadet konusunda dayatmacı anlayış da terk edilmeli.

Eğer Alevilik konusunda, Alevi kurumları iyi niyetli ve ciddiyet içinde iseler önce açık bir şekilde Aleviliği tanımlamak ve o tanımdan hareketle sorunlara yaklaşmak zorundadır. Tanımlanmış, hamur gibi her şekle sokulabilen, soyut Alevilik tanımlamaları ile sorunlara çözüm getirilemeyeceği itiraf edilmelidir. Allah, Muhammed, Ali kutsallığını kalbinde taşımak, Hz.Ali'nin adaletinden ayrılmamak gibi soyut ifadelerle bir yere varılamayacağı ortadadır. Gençlere daha bilimsel nitelikli bir eğitim sunulmalıdır. Aksi halde genç ile yaşlı Alevilerin ortak bir zeminde buluşması olanak dışı görünüyor.

İLETİŞİM SORUNU VAR

Alevi dernek ve vakıflarında yöneticiler ile gençler kavgalıdır. Yöneticiler gençlerle aynı dili konuşamıyor. Gençler bulunduğu ibadet yeri için bir çalışma yapmak istediğinde genellikle yöneticilerin tepkisiyle karşılaşıyor. Bu da gençlerle yöneticiler arasındaki çelişkiyi derinleştiriyor. Genellikle gençler derneklerin ve vakıfların yönetimine alınmıyor. Onların yeteneğinden ve gücünden faydalanılmıyor. Cemevlerine gelen gençler, kendilerini temsil eden arkadaşını yönetim kurullarında görmeyince de rahatsız oluyor.

Alevilik inanç sisteminin akıl ve ilim yolu olduğu düşünülürse bugünkü uygulamalarla çelişmektedir. Dedeler hala zahiri (biçimselliği) anlatmaya devam ediyorlar. Hatta bazıları da anlatımlarını Arapça ile süsleme gereği duyuyor. Oysa her Alevi bilir ki ibadeti Batıni ve ana dili olan Türkçe ile yapılır.

UZLAŞMAK GEREKLİ

Dedeler köy toplumunda Hz. Ali'nin nasıl Heyber Kalesi'nin kapısını söktüğünü, Battal Gazi'nin kahramanlıklarını anlatarak belki onları mutlu edebiliyordu. Bugün gençlere bu gibi menkıbeler akılcı olarak anlatılmazsa onların inanması beklenemez. Örneğin Hacı Bektaş Veli'nin 'güvercin donu'nda Anadolu'ya geldiğini efsanevi bir şekilde anlatılırsa genç inanmaz. Fakat bu olay Hacı Bektaş Veli'nin kabilesiyle birlikte binbir çile çekerek Nevşehir'in Sulacakarahöyük bölgesine geldiğini ve barış getirdiği anlatıldığında hiçbir gencin buna karşı çıkacağını veya dedeyi dinlemeyeceği düşünülemez. Yine Abdal Musa'nın ceylan görünümünde ormanda dolaşırken Alanya beyinin oğlu Gaybi Bey tarafından okla vurulması olayını da; zalimin mazluma biat etmesi olarak anlatıldığında da Alevi gençlere doğru bilgi verilmiş olacak ve gençler yine dinleyeceklerdir. Bu gibi söylenceleri çoğaltabiliriz. Her Alevi de bilir ki, Aşık'ın sözü Kuran'ın Batıni özüdür...

Ortak bir Alevi tanımında varılacak bir uzlaşıdan sonra görülecektir ki, günümüzde Alevilik, kendi sistematiğinde bir çok sorununu çözecektir.

ALEVİ DÜŞÜNCE SİSTEMİNİ YARATAN OKULLAR

Meşhed Okulu

İkİncİ büyük okul ise Horasan Bölgesi ve Meşhed'dir.

Meşhed, Alevilerin 12 İmam diye kabul ettiği imamlardan sekizincisi olan İmam Ali Rıza'nın makamıdır.

Emeviler döneminde büyük baskılar gören Ehl-i Beyt üyeleri, kendilerini ya Kufe'ye ya da Farslıların ve Türklerin bulunduğu bölgeye doğru yönlendirmişlerdir. Kufe'nin Arap yönetim merkezine yakınlığı ve sıkı kontrolü, burayı barınma alanı olmaktan çıkartınca, Ehl-i Beyt doğuya yönelmiş ve Horasan, hatta Türkmenistan topraklarında yaşama alanı aramışlardır.

Bu yüzden daha sonraki yüzyıllarda Türklerin arasında Ehl-i Beyt soyundan aileler görülmeye başlanmıştır. İmam Ali Rıza da fikrini yayabilmek için Türklerin bulunduğu bölgeye doğru gitmiş ve Meşhed'de katledilerek Hakk'a yürümüştür.

Horasan'ın ikinci özelliği ise Horasan Erenleri'ne kaynaklık etmesidir. Türkler Horasan Bölgesi'nde Ehl-i Beyt ilmi ile karşılaşmışlar ve bundan önemli ölçüde etkilenmişlerdir. Horasan merkezli okulun yeri Meşhed olmuş, burada ders görüp Aleviliği benimseyen Türk önderleri, batıya doğru gitmişler ve Anadolu'da da Horasan Erenleri olarak kabul görmüşlerdir.

Horasan'a kutsallık katan 8. İmam Ali Rıza'dır.

Horasan, Türklerin ve Farslıların ortak mekanı olarak Arap Emperyalizmine direnişin de oluştuğu bir alandır. Burası, aynı zamanda Arap Emperyalizminin doğudaki en önemli merkezinin bulunduğu bir bölgedir.

Araplar İran'a, Türkmenistan ve Türkistan'ı yağmalamak için konuşlanmışlardır.

Buna karşın Türk ve Fars halkları birleşerek Arap muhalefeti ile de ciddi bir güçbirliğine girerek, 750 yıllık Emevi Devleti'ni yıkmışlardır. Eba Müslim'in de Horasanlı olduğu düşünülürse buradan gelen insanların 'Eren/evliya' kabul edilmelerindeki anlam daha da aydınlanır.

Horasan'la birlikte anılan diğer bir Alevi okulu da İran'ın Kum kentinde gelişmiştir. Kum kenti İmam Ali Rıza'nın kız kardeşi Hz. Masume'nin yattığı makamdır. Kent bu yüzden Aleviler tarafından tıpkı Meşhed gibi kutsal kabul edilmiştir.

Kum kenti bugün de Şia'nın temel okullarının bulunduğu bir merkezdir. İran İslam Devrimi'ni gerçekleştiren ideoloji de bu kentte oluşturulmuş, sonra ülkeye yayılmıştır.

Kufe Okulu

Alevi düşüncesinin oluşmasında temel olan okul, Irak'taki Kufe okuludur. Gerçi Kufe halkı Hz.Ali de dahil Ehl-i Beyt ailesine dönem dönem ihanet etmiştir ama İslam içinde egemen kesime direnme fikri, Kufe'de yeşermiş ve hemen Mısır'a sıçramıştır. Mısır halkının çoğunluğu başlangıçta Alevi iken zamanla bu durum tersine dönüşmüştür. Kufe kaynaklı isyanlar, gerek Emeviler döneminde gerekse Abbasiler çağında sürekli olarak görülmektedir. Burada yaşayan Aleviler; 683'ten itibaren Tevvebin Hareketi'ni yaratarak, Emevi Devleti'nde büyük sarsıntılar yaratmışlardır. Kufe aynı zamanda Hz.Ali'nin başkenti olarak, muhalefetin merkezi kimliğini de kazanmıştır.

ALEVİLİK FELSEFESİ

Alevİlİk bir yaşama biçimidir. Bu yaşama biçiminin kendine özgü tarihi ve felsefesi yanı vardır. Bu felsefeyi kavramadan Aleviliği anlamak ve öğrenmek olanaksızdır.

Alevilik, felsefesinin temel kaynağı İslamiyet'tir. Bu felsefede; İslamiyet'in tasavvufi yorumu vardır. Tasavvufi yorum Kuran'ın manasını anlamakla ve yaşam tarzı olarak seçmekle mümkündür. Bu yorum tarzının kaynağını oluşturan düşünce sistemi başlangıçta Yesevilik, Melamilik, Kalenderilik, Haydarilik, Refailik, Babailik, Bektaşilik, Hurufilik ve Safevilik (Kızılbaşlık) ta kendini ifade etmiştir. Kuran'ın Batini anlamını kendi yaşamında içselleştiren Orta Asya'daki bu Türkmen kavimlerinin öncülük ettiği tarikatlar; daha sonraki yıllarda Sünni İslam anlayışını benimseyen Türk ve Arap devletleri tarafından dışlandı. Eski Türkmen kavimleri, ait oldukları inanç ve kültürel değerlerin ışığında İslam'a yeni bir boyut kazandırmışlardı. Bu boyut Kuran'ın da işaret ettiği gibi insan merkezli bir anlayıştı. Evreni, doğayı, insanı ve tüm yaratılanları merkezine alan bu anlayış en hızlı bir şekilde Türkmenler arasında hayat buldu. Bu Türklerin geçmiş anlayışıyla doğrudan ilintiliydi. Gök Tanrıcı bir anlayışın tasavvufi mistizmle yoğrulması sonucu gerçeğe ulaşma amacı taşıyan Alevilik felsefesi birçok Sünni ve Hıristiyan tarikatını da etkisi altına almıştır.

ANADOLU'DA VARLIK KAZANDI

Alevi felsefesinin de etkilendiği akımlar olmuştur. Bunların başlıcaları Budizm, Sabiilik, Zerdüştlük, Maniheizm, Musevilik, İsevilik ile eski Ege kültürüdür.

Alevilik, yalnız Türklerin değil, Arap, Acem toplumları ile Balkanlar'daki Arnavut, Boşnak ve hatta Anadolu'daki kimi İslamlaşan Rum, Çingene ve Ermeni halklarının da bir bölümünün ortak felsefesi olmuştur. Fakat Alevilik, en orijinal ve felsefesine en uygun haliyle Türkmenler arasında; özellikle de Anadolu'da varlık kazanmış ve yaşamıştır. Bugün gerçek Alevilik Türkiye'de yaşamaktadır. Bu özelliğe İran'daki Kızılbaş Türkmen topluluklarında da yoğun olarak rastlanmaktadır. Ayrıca Irak Türkmenleri ile Suriye Türkmenleri ve Afganistan'daki Afşar boyuna mensup Türkler arasında Alevilik hala varlığını korumaktadır. Ehli Hakk adı verilen Türkmen, Kürt, Lur, Fars ve Arap toplulukları da Alevi Bektaşilerle yakın benzerlikler gösterirler. İslam toplulukları tarih içinde dini, yer yer reforme ederek onu ideoloji olarak kullanmışlardır.

HZ. ALİ TEMEL OLUŞTURUR

Alevilik, İslamiyet'in resmiyet kazanması ile Hz. Ali soyuna dayananların ve taraftarlarının bir hareketi olarak doğmuştur.

Genel kabul gören bir görüş vardır. Bu da 'Alevilik Şiilikten doğmuştur' görüşüdür. Ancak Prof. Dr. Cahit Tanyol bu düşünceye karşı çıkar. Prof. Tanyol'a göre asıl Şiilik Alevilik'ten doğmuştur. Çünkü birçok Sünni tarikat bile Hz. Ali'yi temel unsur olarak benimser. İslam tarikatlarının çoğunun Alevi kökenli olması da bunu doğrular niteliktedir.

Yarın:Aleviliği araştıran ilk devlet kuruluşu Gazi Üniversitesi Hacı Bektaş Veli Araştırma Merkezi

İSMAİL PEHLİVAN

 

Site'de Ara

© 2012 Alevi Akademisi
Joomla! GNU/GPL Lisans altında korunan ücretsiz ve özgür bir yazılımdır.