İsmail Kaygusuz
Ummü’l Kitâb’da, ortodoks İslamın değişmez koşulları olan şeriat (zahiri) tapınmalarının bâtıni yorum ve tanımlamaları yine İmam Bakır tarafından, kendisine sorulan sorulara verdiği yanıtlarla yapılmaktadır. İlk soru namaz üzerine:
“Soru 30 [367]: Namaz neyi simgeler ve kimlerle, nasıl
kılınmalıdır?”
“...Bu Tanrısallık tahtı ve alındaki beyin ruhu, emir ve fermanlarla...[1] ve bütün bu emir ve uyarılar bu ruhun emrindedir. Bütün bu emir ve uyarılar beyindeki hayat ruhunun emrindedir. Namaz, oruç, Hac ve zekât, bu ruh aracılığıyla gerekli kılınmıştır...” Sonra Cabir b. Abdullah Ensari, ‘Ey benim Tanrım, bunun anlamını nasıl bilmemiz gerekir?’ diye sordu. Bakır önce şu yanıtı verdi:
‘Beş namaz, beş makama
tanıklık etmek demektir. İnanan kişi; öğle namazını soyluların
(necibân) cemaatiyle birlikte [368] ikindi namazını nakiplerin
cemaatiyle birlikte, akşam namazını Ebu Zerr’in cemaatiyle birlikte,
yatsı namazını Mikdad’ın cemaatiyle birlikte, sabah namazını da
Selmân’ın cemaatiyle birlikte kılar...’ Cabir b. Abdullah Ensari “Ey
benim Tanrım, bizim canımız, malımız ve kanımız sana feda olsun, bunun
anlamını bize açıkla da öğrenelim” dedi. Bakır şöyle sürdürdü:
‘Muhammed (övülmüş ) Muhammed ve âli (yüce) Ali’ye and olsun ki, bu
sözü hiçbir kitapta ne yazmış ne de söylemişiz. Bu(nu açıklamak biraz)
güçtür [369]. Ona rıza göstermemiz gerekir. Ey Cabir, tatmin olmuş olan
bu ruh ne zaman yükselir ve alıcı ruha, dokunma duyusuna varırsa,
rüzgâr (?) ruhuna (ruh-i bad) bağlanır ve ona tanıklık ederse;
seçkinlerin (necibân) cemaatine ulaşmış olur. Konuşma (ruhu)na varırsa,
nakiplerin cemaatine ulaşmış olur. Koku alma (ruhu)na varırsa, Ebu
Zerr’in cemaatine ulaşmış olur. Görme (ruhu)na varırsa, Mikdad’ın
cemaatine ulaşmış olur. İşitme (ruhu)na varırsa, Selmân’ın cemaatine
ulaşmış olur. Seçkinlerin (necibân) ve başkanların (nakibân), Ebu
Zer’in beyinin makamına gelince, imân ruhuna sırtını dayamış olur.
Böylece nur âleminde zuhur eder. Öğle namazı, dokunmadır; ikindi
namazı, konuşmadır; [370] akşam namazı, koku almadır; yatsı namazı,
görmedir; sabah namazı, işitmedir.[2] Bu ruh, bu beş makama yükselir ve
her makamda tanıklık ederse kurtulur. Böyle yapmazsa, durumu zordur.”
“Soru 31 [370]: Oruç ve diğer zahiri dinsel koşullar nasıl tanımlanmalıdır?
Sonra Cabir, ‘Ey benim Tanrım! Orucun anlamı nedir?’ dedi. Bakır şöyle
yanıtladı: ‘Oruç tutulması gerekli otuz gün, ağzın kapatılması
gerektiği (söylenmemesi gereken) bu otuz harftir. [371] Elbette bu otuz
harfle söylenen nur ilminden kötülere söz etmemek, din kardeşlerine
doğruyu söylemek ve hiçbir şekilde onlara ihanet etmemek demektir.
Böyle yapmazsa, büyük günah olur... Bunlar otuz nurlu harf olup on iki
organ onların aracılığıyla tanınır... Kâfirler, zalimler ve kıt
görüşlülerle konuşmasın ve ağzını mühürlesin, kapatsın.[3] [372]
...Aynı şekilde bu kalpler ruhuna (ruhu’l-kulub) bir savaş (gaza)
vaciptir. Kalkan, kılıç ve balta alsın, zırh kuşansın, yay alsın, ok
torbasına otuz adet ok koyup beline bağlasın ve kâfirlere karşı cihada
çıksın ve onları perişan etsin. Kılıç; nutuk ve nur ilmi olmalıdır.
Kalkan, alçakgönüllülük; zırh, Allah’tan sakınma; cevşen (zırh),
yumuşaklık; yay, iki dudak; ok torbası, ağız; otuz ok ise bu kalbin sol
yarısında bulunan şu kâfirleri perişan etmek için gece-gündüz tespih ve
tehlil ettikleri otuz harftir. [373] [4] Onların bütün ordu, asker,
kıskançlık, nefret, düşmanlık, öfke, kin, isteklerine karşı
alçakgönüllülük savaşını yapmak gerekir.[5] ...Bunları yaparsa Hacc’a
gider, azık ve binek hayvanı alır; Şeytanın zorluklarına-engellerine
(akabesine) uğrar, haramiler ve Araplarla karşılaşır ve Tanrı’nın
evinde altı yüz bin kişilik bir cemaatle namaz kılar. Kalpteki ruhun
aynı yüzlü altı sınırı vardır. Allah’ın evi kalptir.[6] Çünkü altı
sınırı vardır ve altı yüz bin kişi anlamına gelir. Yoksa gerçek
anlamıyla Allah’ın [374] evi, konuşan (nâtıka) ruhun, yani Tanrı’nın
kendisinin makamıdır. Bu ruh, Tanrısallığın ve ruhaniyetin otuz
harfiyle okur, söyler ve buyurur... Yerilmiş insana uğrayınca, Şeytanın
akabesine (engel, tepe) uğramış olur. Şeytanın akabesinin alt
yarısında, duygusal (hissiye) ruha uğrayınca, çöle uğramış olur. Akik
(?), zerik (ayrım), engel, öfke, kin ve düşmanlığa uğrayınca;
hırsızlara ve Araplara uğramış olur. Beyinden kalbe bağlanan ve içinde
kan bulunmayan şu beyaz damara gelince; Medine yoluna gelmiş olur.
[375] Ağıza gelince, binlerce fersah kat etmiş ve Allah’ın evine varmış
olur. Her gün soğuk, çorak ve sıcak binlerce yerde konuşma (nutk)
makamına gelir. Tad alma ruhuna varınca, zemzem kuyusuna varmış olur.
Dilin ucuna varınca, Arafat’a varmış olur. Ağzın altı aracına varınca,
ilâhiyat bilimiyle uğraşır ve altı yüz bin kişiyle birlikte namazda saf
tutmuş olur. Koku alma (ruhu)na ulaşınca, Merve’ye ulaşmış olur. Görme
(ruhu)na ulaşınca, sefaya ulaşmış olur. Sefa’dan Merve’ye ve Merve’den
Sefa’ya yedi kez [376] koşmak, gözün yedi tabakasıdır. Alna gelince,
Mekke’ye ulaşmış olur ve Tanrısallık tahtında bulunan bu altı ruhu
tavaf eder. O zaman güvende olur ve huzura kavuşur...”[7]
[1] W. Ivanow tarafından soru işareti konmuştur. Cümlede eksiklik görülmektedir. (Ç.)
[2] Beş vakit namazın gerçekte neyi simgelediği batıni açıklamasını
görüyoruz ; beş ruhun-duyunun iyi ve yerinde kullanıldığında, yani iyi
sözler işitme, iyi ve yararlı şeyleri görme, tadma ve dokunmayla,
Mikdad ve Selmânın, Ebu Zer’in ve neciplerle nakiplerin cemaatlarına
katılmış ve onların makamlarına kavuşmuş olur.
[3] Burada geniş bir oruç yorumu görmekteyiz; otuz gün ağzın
kapatılması, uygun olmayan her şeyden uzak durmak, nur ilminden
kötülere sözetmemek; inananlara ihanet etmemektir. Ayrıca otuz harfi
kullanarak yazıyla da bunları yapmamak. İvanow da “İsmaililerde orucun
daima bu anlama geldiğini” belirtir.
[4] Cihadın ve cihad araçlarının batıni açıklaması da çok önemli;
Ortodoks İslamın cihad anlayışına tamamıyla aykırı durmaktadır ki,
yinelemekte yarar var: Kılıç, nutuk ve nur ilmi olmalıdır. Kalkan,
alçakgönüllülük; cevşen (zırh), Allah’tan sakınma ve yumuşaklık; yay,
iki dudak; ok torbası, ağız; otuz ok ise bu kalbin sol yarısında
bulunan kâfirleri perişan etmek için gece-gündüz Tanrıyı kutsama
(tespih) ve ‘Allahtan başka Tanrı yoktur’ sözünü söyledikleri (tehlil
ettikleri) otuz harftir..
[5] Demek ki, gerçekte önemli olan alçakgönüllülük savaşını yapmaktır!
Bu arada İvanaow’un, burada yayı iki dudak ve ağızdan çıkan otuz harf
ile kâfirler üzerine fırlatılmak zorunda kalınan yaydan çıkan otuz ok
arasında bir benzerlik gören yaklaşımdaki karşılaştırmanın, metnin
eskiliğine kanıt göstermesinin pek anlaşılır bir yanı yoktur. Zaten
metnin eskiliği daha başlarındaki önemli tarihsel vurgulamalardan
anlaşılmaktadır.
[6] Yukarıda anlatılan zahiri hac ibadeti ve zorluklarıdır. Oysa Allahın evi, gönüldür kalptir; tapınma, ziyaret ona olmalıdır.
[7] Görüldüğü gibi zahiri Hac tapınmasının aşamaları da insan
vücudunun sahibolduğu duyuların, yani altı ruhun Tanrı’nın evi olan
kalb arasındaki bâtıni gezi çerçevesinde veriliyor.
|