Etkinlik Takvimi

Ocak 2012 Şubat 2012 Mart 2012
Pa Pa Sa Ça Pe Cu Cu
Hafta 5 1 2 3 4
Hafta 6 5 6 7 8 9 10 11
Hafta 7 12 13 14 15 16 17 18
Hafta 8 19 20 21 22 23 24 25
Hafta 9 26 27 28 29
Yeni Etkinlik Gönder Yeni Etkinlik Gönder

AA Yol Ve Erkân Enstitüsü Yazdır E-posta

BASINA! KAMUOYUNA! İLGİLİ TÜM KİŞİ VE KURULUŞLARA! TÜRKİYE’NİN İYİ YÜREKLİ İNSANLARINA!

16 Şubat 2002 -  Ankara 2.Asliye Hukuk Mahkemesi’nin, “Alevi-Bektaşii Kuruluşlar Birliği Kültür Derneği”nin kapatılması yönünde verdiği karar, Alevi toplumunda büyük bir infiale, kurum ve kuruluşlarımızın haklı tepkilerine neden oldu. Ancak yasal prosedür henüz tamamlanmış, tüm kapılar kapanmış değildir. Yasal olanakların sonuna kadar kullanılmasında, gereken dikkat ve özverinin gösterilmesinde hiç kuşkusuz biz de büyük yarar görmekteyiz.

Besbelli ki sorun bununla bitmemekte, ortaya çıkan bu yeni durumdan da hareketle yönelinecek hedeflerin, izlenecek yol ve yöntemlerin de en açık ve net bir biçimde belirlenmesi gerekmektedir. Gerek kendi kamuoyumuzun gerekse ilgili tarafların ne istediğimizi, nasıl isteyeceğimizi bilmeleri, yapılacak mücadelenin etkinliğini sağlayacak, bir an önce sonuca varmayı hiç kuşkusuz kolaylaştıracaktır.

Söz konusu mahkeme kararı nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın,“Aleviler’in istemleri”-güncel gelişmelerin heyecanına feda edilmeden- doğru konulmalı, izlenecek yol ve hedeflerde birlik sağlanmalıdır. Bizce öncelikle olması gereken de, başarıya ulaşmayı sağlayacak olan da budur ve bunun için çaba göstermeliyiz.

Herşeyden önce Aleviliğin kökleri çok eskilere uzanır, 1300 yılı aşan tarihsel, sosyal, siyasal, kültürel boyutları olan bir sorunlar yumağını oluşturur. Türkiye Cumhuriyeti bunu Osmanlı’dan devraldı, ancak bugüne kadar herhangi bir çözüm getirmediği gibi, bilinen tutum ve uygulamalarıyla kendisinden öncekilerle aynı paralelde yürüyor olmaktan da bir türlü vazgeçmedi. Devlet’in üst düzey yöneticilerinin Aleviler’in düzenledikleri etkinliklere katılmaları, sempati gösterisinde bulunmaları, -tümden yararsız olmamakla birlikte- sorunun özünü değiştirmedi, nihayi bir çözümle de sonuçlanmadı.

Çünkü sorunun özü, Aleviliğin serbest bırakılması, bu topluma yapılan iftira ve isnatların sona erdirilmesi, isteyen her Alevi’nin inanç ve ibadetini çekinmeden ve özgürce yapması, Alevilik’te ibadet yeri olan Cemevleri’nin –hem de“Cem Kültür Evi” gibi farklı anlamlara gelebilecek biçimlemelere gerek duymadan- kurulması, Aleviler’in dini gereksinimlerini karşılayıp koordine eden dini ve merkezi bir kurumun oluşturulması konusundaki yasaklayıcı yasa ve hükümlerin Hukuk literatüründen çıkarılması yönünde bir takım yasal düzenlemelerin yapılmasında yatmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti’nin tüm kurum ve kuruluşlarıyla Alevilik için, 25 milyon Alevi inançlı yurttaşları için, bir an önce yapması gereken, gerekli yasaları çıkararak, toplumumuzu ve tüm Türkiye’yi rahatlatmaktır. Bu; Cumhuriyet’i çok daha güçlendirecek, gerçekten demokratik ve gerçekten laik bir yapılanmanın da başlıca temel taşlarından biri olacaktır.

Alevilik; kimilerinin –her ne hesapla olursa olsun- ileri sürdükleri gibi sadece bir “kültür ve öğreti” ya da tekbaşına “bir yaşam tarzı” değildir. Alevilik; İslam’da “Hak-Muhammed-Ali” yolunda ifadesini bulan, “Ehl-i Beyt, Oniki İmam” izinde yürüyen, “Horasan ve Anadolu Erenleri”nin hikmet ve katkılarıyla beslenip gelişen bir inancın adıdır. Hacı Bektaş-ı Veli, Yunus, Pir Sultan Abdal ve daha nice veli, bilge, ozan ve feylesofumuzun ilham aldıkları, dayandıkları temel öz ve kaynak budur. Ve bu; inanç temeli üzerinde büyük ve zengin bir kültür hazinesinin oluşmasını sağlamış, tüm ağır baskı ve kırımlara rağmen toplumumuzun ayakta durmasını ve bugüne erişmeyi başarmasını sağlayan başlıca dayanak olmuştur. Aleviler, Alevi bilgeleri, sahip oldukları inancı “‹slam’ın özü, aslı” saymışlar. Bazılarının onu bir “kültür ve öğreti”, “yaşam tarzı”, bazılarının da “ayrı bir din”, adıgeçen Mahkeme’nin de “mezhep” ve “azınlık” olarak taktime kalkışmaları, yukarıda açıkça ve öz olarak belirtilen temel gerçeği değiştirmediği gibi, Alevi sorununun çözümüne hizmet de etmez. Olsa olsa zihinleri bulandırır, hedefi şaşırtır, işlerin daha da karışmasına hizmet eder.

Gerek iç zorunlukları gerekse AB’ne girme çabaları nedeniyle Türkiye’nin içine girdiği bu demokratikleşme sürecinde, Sünni Mezhepleri temelinde yürüye gelen yapılanması, 25 milyon gibi büyük bir yurttaş nüfusun inancı olan Aleviliğe ve diğer inanç gruplarına karşı izleye geldiği red ve inkâra dayanan tutum ve politikasıyla Diyanet işleri Başkanlığı, ülkenin yeni konumuna ters düşmekte ve yaşanmakta olan sürece aykırı bir durum sergilemekte, özcesi amaca hizmet etmemektedir. Esasen bu yeni değil, başından beri böyle ola gelmiştir. Laik ve demokratik bir yapılanmanın sağlanması bakımından doğru olan, Devlet’in, bu Diyanet’ten elini çekip vergi ve hizmetlerimizin haksız bir biçimde buraya akıtılmasının önüne geçmesidir. Değilse, Alevilik’de en yüce makam olarak bilinen “Ulu Divan” adı altında kendi merkezi dini kurumlarını kurmalarına imkân ve fırsat vermesidir. Bunun için gerekli yasal düzenleme gerçekleştirilmeli, Devlet’in güvencesi altına almalıdır. Ayrıca, dini hizmetlerin yürütülebilmesi için, Aleviler’in de hakları olan fonu Devlet Bütçesi’nden kendilerine tahsis etmelidir.

Bize göre kişi, kurum ve kuruluşlarıyla tüm Alevi toplumunun, belirtilen bu amaç ve hedefler üzerinde ittifak yapması ve gücünü bu yönde seferber etmesi en büyük görev sayılmalıdır.

Hiç kuşkusuz sorunun çözümü, 25 milyon Alevi ile birlikte tüm ülkeyi, demokratik ve laik yapılanmadan yana olan tüm herkesi rahatlatacak, Cumhuriyetimizi daha da güçlendirecek, Türkiye’nin önünü mutlu ve güvenli bir geleceğe açacaktır.

Mustafa Düzgün

Avrupa Alevi Akademisi Başkanı

 

Site'de Ara

© 2012 Alevi Akademisi
Joomla! GNU/GPL Lisans altında korunan ücretsiz ve özgür bir yazılımdır.